Boşanma sonrası eşe yapılan bağıştan dönme

T.C.
YARGITAY
HUKUK GENEL KURULU
E. 1992/2-50
K. 1992/128
T. 26.2.1992
• BAĞIŞLAMADAN RÜCU ( Boşanılan Eşe Bağışlanan Taşınmaz )
• KANUNEN MÜKELLEF OLUNAN VAZİFELERE ÖNEMLİ SURETTE RİAYETSİZLİK ( Bağıştan Dönebilmek İçin )
• BAĞIŞLAMADAN DÖNME ( Bağışlananın Kanunen Mükellef Olduğu Vazifelere Önemli Surette Riayetsizlik Göstermesi )
• BOŞANILAN EŞE BAĞIŞLANAN TAŞINMAZ ( Bağışlamadan Rücu Edebilmenin Şartı )

818/m.244

ÖZET : Bağışlanan davalının , bağışlayan davacı veya ailesi için kanunen mükellef olduğu vazifelere karşı önemli surette riayetsizlikte bulunduğu kanıtlanamamıştır. Bk.244/2. Maddesinin belirtilen koşulların gerçekleşmemesine göre davanın reddi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “tapu iptali ve tescil” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Çanakkale Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 3.10.1990 gün ve 1989/82-1990/498 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine;

Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 5.3.1991 gün ve 538-4004 sayılı ilamı:

( .. Karı koca evlenme mukavelesi ile kanunda muayyen diğer usullerden birini kabul etmedikleri takdirde aralarında mal ayrılığı cereyan eder ( M.K. 170 ). Karı kocadan her birinin bütün mallarının mülkiyet ve idare ve intifa haklarını muhafaza etmesine mal ayrılığı denir. ( M.K. 186 ). Karı kocadan herbirinin mallarının geliri ve kendi kazançları kendisine aittir ( M.K. 186 ). Koca karısının münasip bir derecede aile masraflarına iştirakini isteyebilir ( M.K. 190 ). Davacı bu kapsam dışında eşine verdiği mallarını ondan geri isteyebilir. Davacı eşi ile aralarındaki akti ilişkiye dayanarak davalı adına alınan ve onun adına kayıtlı taşınmaz malı veya payını isteyemez ( 7.10.1953 günlü 7/8 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ). Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru bulunmamıştır.. ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava bağıştan rücu sebebine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Bu husus dava dilekçesinin içeriğinden açıklıkla anlaşılmaktadır. Zira davacı, dava konusu taşınmazı önceki malikinden bedelini bizzat ödemek suretiyle satın aldığını, ancak o tarihte devam eden evlilik birliği nedeniyle karısı bulunan davalı adına sicil oluşturduğunu, bu işlemin bağış olduğunu ileri sürmüştür.

Olayda, davalı adına sicilin oluşmasının bir vekalet ilişkisinden doğduğu iddiası mevcut değildir. 7.10.1953 tarih 8/7 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı, sicilde karısı namına müseccel bulunan bir gayrimenkulü hakikatte kendi namına satın alınması icap ettiği ve bedelini de kendisinin verdiği iddiası ile kaydın tashihinin, koca tarafından karısı hasım gösterilerek istenen iki dava da aynı, Yargıtay Dairesince verilen ispata ilişkin çelişik hükümler nedeniyle alınmıştır.

26.5.1954 gün 8/18 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararında da açıkça, anılan 1953 tarihli İnançları Birleştirme Kararının, vekil sıfatıyla hareket etmeden üçüncü bir şahıs ile yaptığı müstakil bir bey akdine müsteniden gayri menkulü namına tescil ettirmiş bulunan kimseye karşı kendi namına satın alınmasının icap ettiğini, iddia ederek gayrimenkulün adına tescilini talep eden bir şahsın davası ihdihdaf olunarak, ittihaz olunduğu belirtilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında yaklaşıldığında somut olayda 1953 tarih ve 8/7 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı duraksanmayacak biçimde anlaşılmaktadır.

Davalı kadının, davacı sıfatıyla kocası aleyhine açtığı boşanma davası, kocanın ağır kusurlu olduğunun belirlenmesi sonucu olumlu olarak sonuçlanmış, tarafların boşanmalarına dair kurulan hüküm kesinleşmiştir. Tüm dosya içeriğine göre bağışlanan davalının, bağışlayan davacı veya ailesi için kanunen mükellef olduğu vazifelere karşı ehemmiyetli bir surette riayetsizlikte bulunduğu kanıtlanabilmiş değildir. Bu durumda mahkemece B.K.nun 244/2. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi doğru değildir. O halde usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı ( BOZULMASINA ), 26.2.1992 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir