Süresinde temyiz etmemenin boşanma davasına etkisi

Aile mahkemelerince verilen kararların yasal süre geçtikten sonra temyiz edilmesi veya temyiz kabiliyetinin bulunmaması halinde dosyanın yerel mahkemece temyiz isteminin reddine karar verilmeden, Yargıtay’a gönderilmesi durumunda, bu konuda bir karar verilmek üzere, dosya mahalline geri çevrilmeden doğrudan doğruya Yargıtay’ca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir.

Yoksulluk Nafakası

Mahkemece; tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumları, yoksulluk nafakasının niteliği ve takdir edildiği tarih gözetilerek, nafakanın TÜİK’in yayınladığı ÜFE oranında artırılması suretiyle dengenin yeniden sağlanması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde … oranda nafaka artırımına karar verilmesi doğru görülmemiş, bu husus hükmün bozulmasını gerektirmiştir.

Talepten vazgeçmenin feragat niteliği

tarafların boşanma sırasında nihai olarak anlaştıklarını bildirdikleri ve nafaka isteğinden feragat edildiği, davacının bu beyanında açıkça yoksulluk nafakasından söz edilmemiş ise de kendisini bağlayacağı, anlaşmalı boşanmanın kesinleşmesi ile istenebilecek tek nafakanın çocuklar için iştirak nafakası olduğu, somut olayda, davacının boşanma yüzünden yoksulluğa düştüğünden bahisle nafaka isteyemeyeceği

Eşin Boşanma Davasında Tazminat ve Eşya Alacağı Haklarından Feragat Etmesi

Katılma payı alacağı davasında mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Davacı boşanma davası sırasında ‘…boşanma nedeniyle eşimden herhangi bir nafaka, maddi ve manevi tazminat, yargılama gideri ve vekalet ücreti istemiyorum. Karşı taraftan herhangi bir eşya ve başkaca alacağa ilişkin haklarımdan feragat ediyorum…’ şeklinde beyanda bulunmuştur. Aralarındaki anlaşmaya göre boşanmaya karar verilmesini istediğine ve davalı kadının da bu anlaşmadaki düzenlemeye güvenerek boşanmayı kabul ettiğine göre; bundan sonra davacının bu beyanını yok sayarak görülmekte olan bu davayı açıp, talepte bulunması ‘Dürüst Davranma’ kuralına da aykırılık teşkil etmektedir. Boşanma dava dosyasındaki bu beyan mahkeme içi ikrar niteliğinde olup; görülmekte olan davada kesin delil niteliğini taşıdığı ve ayrıca davacının bu ikrarına rağmen eldeki davayı açarak tamamen aksini ileri sürmekle dürüstlük kuralına aykırı davrandığının ve bu durumun hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğinin kabulü gerekir.

Ayrıca davacının beyanında geçen ‘eşya’ kavramının taşınmaz ve taşınır mallar ile boşanmanın fer`i niteliğinde olmayan mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan ‘değer artış payı ve katılma alacağı’ taleplerini de kapsadığında duraksamamak gerekir. Mahkemece verilen karar yerindedir.

Boşanma ve Boşanma Sebepleri

Boşanma davası açılabilmesi için 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu haklı boşanma nedenleri olması gerektiğine hükmetmektedir. Söz konusu kanun hangi nedenleri boşanma için geçerli olduğunu belirtmekte ve boşanma nedenlerini özel boşanma nedenleri ve genel boşanma nedenleri olarak ayırt etmektedir. Fakat temelinde boşanma gerçekleştirilebilmesi evlilik birliğinin temelinden sarsılması sonucu olabilir. Yani bireyler ister özel boşanma sebepleri ile … Read more

Aldatma Nedeniyle Boşanma Davası

Aldatma evlilik içerisinde eşlerin birbirlerine olan sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmesi anlamına gelir. Aldatma, boşanma davalarına en fazla konu olan boşanma sebepleri arasında yer almakla birlikte en çok görülen boşanma sebepleri arasında ikinci sıradadır. Aldatma nedeniyle boşanma davası açmak isteyen kişilerin bu boşanma sebebini açacakları boşanma davası içerisinde ispat etmeleri gerekir. Zira aldatma nedeniyle boşanma davalarında … Read more

Terk Nedeniyle Boşanma

Boşanma davası açabilmek adına geçerli boşanma sebepleri arasında yer alan ve sıklıkla boşanma davalarına konu olan durumlardan birisi de “terk” davranışıdır. Terk nedeniyle boşanma davası açılabilmesi için gerekli prosedürler, diğer boşanma sebeplerinden farklı olmaktadır. Terk sonucu boşanma davası için hangi prosedürlerin uygulanması gerektiğine değinmeden önce, terk kavramı ve hangi durumların terk olarak kabul edildiği bilinmelidir. … Read more

Anlaşmalı boşanma

Türk Hukuk sistemi içerisinde hızlı ve kolay boşanmak isteyen çiftlerin açmaları gereken dava anlaşmalı boşanma davasıdır. Boşanma davası çekişmeli olarak açıldığında ortalama 2-3 yıl sürmektedir. Bu zaman zarfı maddi ve manevi olarak taraflara çok ciddi zararlar verebilmektedir. Bu zararların önüne geçmek için yapılması gereken şey anlaşmalı boşanma davası açmaktır. Anlaşmalı boşanma davası açıldığı zaman ortalama … Read more

Aldatılan eş, üçüncü kişiye tazminat davası açabilir mi?

Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde yer alan “evlenmeyle eşler arasındaki evlilik birliği kurulmuş olur… Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” biçimindeki düzenleme gereğince, evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğindedir. Bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur. Ayrıca eşlerin bu yüzden boşanmış olup olmaları da önem taşımaz.

Aldatılan eş, üçüncü kişiye tazminat davası açabilir.

Dava, haksız eylem nedeniyle kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; davacının eşi ile duygusal ve cinsel ilişkiye girdiği tarafların ve mahkemenin kabulünde olan davalının, bu eyleminin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı ve hukuki sorumluluğunu gerektirip gerektirmediği, noktalarında toplanmaktadır. Evli bir kimsenin evlilik dışı birlikteliği, diğer eşin sosyal kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğu gibi, bu eyleme katılan kişinin eylemi de bundan ayrı düşünülemez. Dolayısıyla, bu eyleme evliliği bilerek katılan kişi de diğer eşin uğradığı zarardan sorumludur.

Davalının davacının eşi ile evli olduğunu bilerek duygusal ve cinsel ilişkiye girdiğinin tarafların ve mahkemenin kabulünde olmasına göre; davalının sorumluluğu ahlaka ve adaba aykırılık nedeniyle gerçekleşen “haksız fiil”den kaynaklanmakta; dava da yasal dayanağını haksız fiile ilişkin hükümlerden almaktadır. Sorumlulardan birisi olan davacının eşinin vefat etmesi, teselsül ilişkinde bulunan davalının sorumluluğunu ortadan kaldıracak bir olgu olarak kabul edilemez ve davalının haksız eyleminin varlığını ortadan kaldırmaz. Mahkemece davalının açıklanan sekilde gerçekleşen eyleminden sorumluluğu kabul edilerek, bundan kaynaklanan zararın kapsamı belirlenmeli ve varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmelidir.