Geçersiz ıslahta yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmez.

T.C.
YARGITAY
3. HUKUK DAİRESİ
E. 2018/3964
K.
2018/11147

T. 7.11.2018

DAVA : Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafça temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

KARAR : Davacılar; murisleri …ile davalının murisleri olan Osman ve Naime arasında 07/07/1972 tarihinde akdedilen taşınmaz satış sözleşmesi ile taşınmazdaki binanın alt katının satıldığını, bedelinin ödendiğini, açtıkları tapu iptali ve tescil davasının reddedildiğini; ödenen bedelin dava tarihinde ulaşacağı değerin denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanması gerektiğini ileri sürerek; fazlaya dair hakları saklı olmak üzere, tespit edilen bedelin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemişler, ıslah ile taleplerini 12.000.00 TL’ye yükseltmişlerdir.

Davalı; davanın zaman aşımına uğradığını, sözleşmenin infaz edildiğini, davacıların taşınmazda oturmadıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davanın kabulü ile, toplam 12.000,00.TL’nin, 10.000,00.TL’sinin dava tarihi olan 30/11/2012 tarihinden, bakiye 2.000,00.TL’sinin ise ıslah tarihi olan 06/01/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılar murisi …Şensel’in veraset ilamındaki payları oranında davacılara ödenmesine karar verilmiş; hükmün davalı tarafından süresinde temyizi üzerine Dairemizin 25.04.2016 gün, 2015/8872 Esas, 2016/6480 Karar sayılı ilamı ile” mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunun denkleştirici adalet ilkesine göre yapılan hesaplama yönünden yeterli olmadığı, bu sebeple ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler nedeni ile azalan alım gücünün; enflasyon, tüketici ve üretici fiyat endeksi, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar ve faiz oranındaki artışların ortalamaları alınarak, ödendiği tarihten, ifanın imkansızlaştığı 12.01.2012 tarihe kadar ulaşacağı alım gücünün değerinin ne olabileceği konusunda uzman bilirkişiden yerleşik Yargıtay İçtihatlarına uygun ve denetime elverişli rapor alınmak suretiyle hesaplatılması ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur.

Bozma ilamına uyularak; yapılan yargılama neticesinde, mahkemece alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulü ile, 12.000,00.TL’nin, 10.000,00 TL’sinin dava tarihi olan 30/11/2012 tarihinden, bakiye 2.000,00.TL’sinin ise ıslah tarihi olan 06/01/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacılar murisi …Şensel’in veraset ilamındaki payları oranında davacılara ödenmesine, fazlaya dair talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.

1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplerle temyiz edenin sıfatına temyiz kapsam ve nedenlerine göre; davacıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,

2-)Dava, harici satım sözleşmesi sebebiyle alacak istemine dair olup, bozma ilamı sonrasında bilirkişi heyet raporu alındığı, raporda; denkleştirici adalet ilkesi gereği paranın alım gücünün ortalama 14.600,00 TL’ye ulaşacağı yönünde görüş bildirildiği anlaşılmıştır.

Davacı vekilince 20.12.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile dava değeri 14.600,00 TL’ye yükseltilmiştir. Ancak, mahkemece 2. kez ıslah ile bedel arttırımı yapılamayacağı ve Yargıtay bozma ilamından sonra ıslah talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle 12.000 Tl üzerinden hüküm kurulduğu, ıslah edilen kısmın reddine karar verilerek, reddedilen kısım sebebiyle davalı taraf lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti takdir edildiği anlaşılmaktadır.

Uyuşmazlık; bozmadan sonra ve ikinci kez ıslah yapılıp yapılamayacağı ve yapılan ıslahın hukuki sonucunun ne olacağı noktalarında toplanmaktadır.

Bilindiği üzere ıslah, taraflardan birinin usule dair bir işlemini, bir defaya mahsus olmak üzere kısmen veya tamamen düzeltmesine olanak tanıyan ve karşı tarafın onayını gerektirmeyen bir yoldur. HUMK’un 83. Maddesinde ıslah; (HMK’nın 176.maddesi); “iki taraftan her biri usule müteallik olarak yaptığı muamaleyi tamamne veya kısmen ıslah edebilir” olarak tanımlanmıştır.

Aynı Kanun’un müteakip 84.maddesinde (HMK.177.mad.) ise, ıslahın tahkikata tabi olan davalarda tahkikat bitinceye kadar yapılabileceği öngörülmüştür. Bu hüküm uyarınca ve bozmadan sonra dahi ıslahın olanaklı bulunduğuna dair açık veya örtülü bir hüküm yer almadığından, Kanunun bu olanağı bir devre ve zaman ile sınırlandırdığının kabul edilmesi ve bu sebeple bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı sonucuna varılması zorunludur.

Nitekim 04.02.1948 gün ve 1948-3 Esas, 1944-10 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; dava açıldıktan sonra mevzuunda, sebebinde ve delillerde ve sair hususlarda usule müteallik olmak üzere yapılmış olan yanlışlıkları bir defaya mahsus olmak üzere düzeltmek ve eksiklikleri de tamamlamak imkanını veren ve mahkeme kararına lüzum olmadan tarafların sözlü ve yazılı beyanlarıyla yapılabilen ‘ıslah’ın; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 84. maddesinin açık hükmü dairesinde tahkikat ve yargılama bitinceye kadar yapılabileceği Yargıtay’ca hüküm bozulduktan sonra bu yoldan faydalanmanın mümkün olamayacağı açıklanmıştır.

Yine; 6100 Sayılı HMK’nun yürürlüğünden sonra söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanıp uygulanamayacağına yönelik terreddütler sebebiyle Yargıtay İçtihadı Birleştime Genel Kurulu’nun 06.05.2016 tarih ve 2015/1 E.-2016/1 K.sayılı ilamı ile “Her ne sebeple verilirse verilsin, bozmadan sonra ıslah yapılamayacağına dair 04.02.1948 gün ve 1948-3 Esas, 1944-10 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının değiştirilmesine gerek olmadığına” karar verilmiştir.

İçtihadı Birleştirme kararıyla kabul edilen, bozmadan sonra ıslahın mümkün olmadığı yönündeki kural, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 177.maddesi hükmüyle birlikte değerlendirildiğinde, bir davadaki istem/istemler hakkında mahkemece tahkikat (tarafların duruşmaya çağrılmaları, çekişmeli yönlere dair delillerin toplanması, toplanan delillerin değerlendirilmesi, bilirkişi incelemesi yaptırılması, tanıkların dinlenmesi vs.) yapılarak, bunların ortaya koyduğu sonuç çerçevesinde bir hükmün kurulduğu ve Yargıtay’ın ilgili Dairesinin de, kurulan bu hükmü, herhangi bir sebeple usul ve yasaya aykırı görerek bozduğu hallerle sınırlı olarak değerlendirmek gerekmektedir.

Yukarıda açıklanan yasa hükümleri ve içtihadı birleştirme kararı gereğince; bozma kararından sonra ve aynı yargılamada ikinci kez verilen ıslah dilekçesi ile talep sonucunun arttırılamayacağı açıktır.

Gelinen bu aşamada ise; kanunun aradığı koşullara uyulmadan yapılan ıslah işleminin hukuki sonucunun ne olacağının açıklanması gerekmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 17.01.2017 gün , 2017/1-1281 Esas ve 2018/35 Karar sayılı ilamında da belirtildiği gibi “ …hukuk düzeni belirli şartları gerçekleştirmiş olan işlemlerin geçerli olduğunu kabul eder. Bir hukuki işlemin kanunun aradığı koşullara uyulmadan yapılması onun “geçersizliği” sonucunu doğurur. Bu geçersizlik “yokluk” ve “butlan” hâlinde olabilir. Yokluk (adem-i mevcudiyet), hukuki işlemin kanunun öngördüğü kurucu unsurlarından en az birine uyulmaması hâlinde, o işlemin teşekkül etmemiş sayılmasıdır. Böyle bir işlem hukuken hiç doğmamış, hukuk aleminde ortaya çıkmamış sayılır. Şu hâlde bir hukuki işlemin varlığından söz edilebilmesi için işlemin kurucu unsurlarının mevcut olması gerekir. Kurucu unsurlardaki eksiklik işlemi yoklukla malul kılar. Yokluk ile malul olan bir işlem ise herhangi bir hüküm ve sonuç doğurmaz…”

Somut uyuşmazlıkta; ıslah işlemi yasa gereği ikinci kez ve bozma sonrası yapılamayacağından, Kanun’un getirdiği ve İçtihadı birleştirme kararı ile açıklığa kavuşturulan sınırlamaya aykırı şekilde yapılan ıslah işleminin yok hükmünde sayılması gerekmektedir. Yok sayılan işlem hüküm ve sonuç doğurmadığından bu işleme dayalı olarak karar verilmesi imkanı da bulunmamaktadır.
Bu itibarla; mahkemece bozma sonrası yapılan ıslah işlemi yok sayılarak karar verilmesi gerekirken, yok hükmünde olan ıslah işlemine değer verilerek, talep miktarının arttırıldığı kabul edilerek bu kısım yönünden red kararı verilmesi ve davalı taraf yararına vekalet ücreti takdirinde ve yargılama giderlerinin paylaştırılmasında dikkate alınması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesinin yeniden yargılamayı gerektirmediği anlaşıldığından hüküm bozulmamalı HMK’nın geçici 3. maddesi delaletiyle HUMK’nun 438/7. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

SONUÇ : Yukarıda birinci bentte açıklanan sebeplerle davacının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan sebeplerle hüküm fıkrasının birinci bendindeki “ davanın kısmen kabul kısmen reddi “ ibaresinin hüküm fıkrasından çıkartılarak yerine davanın kabulü ibaresinin yazılmasına, yine aynı bentteki “fazlaya dair talebin reddine” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkartılmasına, hüküm fıkrasının ikinci bendinin hükümden çıkartılarak, yerline “ alınması gerekli 819,72 TL karar ve ilamdan harcından davacıdan peşin alınan 21,15 TL ve ıslah harcı olarak alınan 35,00 TL harcın mahsubu ile kalan 763,47 TL ‘nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, davacı tarafından tamamlama harcı adı altında alınan 44,50 TL ıslah harcının davacıya iadesine” ibaresinin yazılmasına, hüküm fıkrasının üçüncü bendinin hükümden çıkartılarak yerine “ davacıdan alınan peşin alınan 21,15 TL ve ıslah harcı olarak alınan 35,00 TL toplamı 56,15 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine” ibarelerinin yazılmasına, hüküm fıkrasının dördüncü bendindeki “ giderinden davanın kabul oranına tekabül eden 709,97 TL’nin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, kalan yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına” ibaresinin çıkartılarak yerine “ giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine” ibaresinin yazılmasına, hüküm fıkrasının beşinci bendinin tamamının hükümden çıkartılarak, yerine “ davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına” ibarelerinin yazılmasına, hüküm fıkrasının yedinci bendinin hükümden çıkartılması suretiyle hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istenmesi halinde temyiz eden davacılara iadesine, 6100 Sayılı HMK’nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 Sayılı HUMK’nun 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 07.11.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.